Van Gölü Saklı Cennet

Türkiye sahip olduğu güzellikleri ya fark etmiyor ya da yok ediyor. Bunlardan biri de Van Gölü. Türkiye’nin en büyük gölü olan bu göl, bir dönem Van Gölü Canavarı haberleriyle gündem olmuştu. Sonra ise hem canavar hem de Van Gölü unutuluverdi.

Van Gölü Koyları Birer Tabiat Harikası

Van Gölü, Bitlis il sınırlarında bulunan Türkiye’nin en büyük olmasıyla beraber dünyanın da en büyük sodalı gölüdür. Kapladığı alan 3755 kilometre karedir. Nemrut Dağı’ndaki volkanik olaylar neticesinde tektonik çöküntü alanına oluşmuş bir göldür. Bu gibi durumlarda ülkemizde bir saklı cennet olması hem sevindiriyor, hem de kaygılandırıyor. Kaygılanma sebebimiz ise, ya bozulursa, korkusundan ileri geliyor. Ne yazık ki bu türden bir kaygıya kapılmak için elimizde çok sayıda olumsuz örnek mevcut. Van Gölü, sodalı suda yaşamaya uyum sağlamış olan inci kefalini beslerken aynı zamanda birçok hayvan türünün de yaşam alanı olagelmiştir. Bununla birlikte doğayı korurken turizm geliri elde etmenin mutlaka bir yolu olmalı diye düşünüyor insan . Zira Van, Gevaş ve Bitlis Tatvan arasında çok sayıda saklı koy bulunmakta ve tabiat tüm güzelliğini büyük bir cömertlikle sunmaktadır. Ulaşımın sadece teknelerle sağlanabildiği koylara ulaşamak için birkaç yolculuğu göze almak gerekiyor. Dolayısyla saklı cennet ifadesi bizce abartılı olmuyor.  Van Gölü’nde ortalama derinlik 171 metredir ve en derin noktada bu 451 metreye kadar ulaşır. Göl üzerinde doğu kısında dört adet ada bulunmaktadır ve bu adalar 1990’lı ıllardan itibaren arkeolojik sit alanı ilan edilmişlerdir. Bu adalar, Akdamar, Çarpanak, Adır ve kuş adalarıdır.

Medeniyetlere Ev Sahipliği Yapan Göl

Urartu Krallığı’nın başkentkiğini yapması İ.Ö 10. ve 8. yüzyıllar arasındadır. Medeniyetlerin su kenarında kurulma ihtiyacından hareketle Van Gölü’nün doğu kıyıları Urartu Krallığı’na yaklaşık 2 asır ev sahipliği yapmıştır. Bununla beraber Akdamar Adası, tarihi bir Ermeni Kilise’sini barındırmaktadır. Kutsal Haç Kilisesi, 10. yüzyıldan günümüze korunmayı başrmıştır. Bununla beraber Van Gölü sahilleri ve adalarında pek çok kilise ve manstır kalıntısı mevcuttur. Bu Van Gölü’ndeki adaların neden arkeolojik sit alanı ilan edildiğini açıklamaya yeterli olur sanırım. Van Gölü’nin doğusunda bulunan Van Kalesi anıt niteliğinde bir başka yapıdır. Urartulara ait kütle taştan yapılmış olan kale bugünkü Van şehrinin batısında yer almaktadır.

Van Gölü, bütün bu zenginliklerine ve doğal güzelliğine rağmen yeterli ilgiyi pek görmüyor sanki! Hala korunabilmesine sevinmeli mi? Yoksa bu zenginliğin turizm gelirine dönüştürülememsine üzülmeli mi, bilemedim!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir